Sosyal Kaygı ile Çekingenlik Arasındaki Fark Nedir?
Kalabalık bir odaya ilk adımınızı attığınız o anı düşünün. İçeride tanımadığınız pek çok insan var, herkes birbiriyle sohbet ediyor ve tüm gözlerin bir anlığına size döndüğünü hissediyorsunuz. Kalp atışlarınız hafifçe hızlanıyor, elleriniz cebinize gidiyor ve "Acaba nereye otursam?" diye düşünüyorsunuz. Bu senaryo birçoğumuza oldukça tanıdık gelir. Peki ama yaşadığınız bu gerginlik masum bir "çekingenlik" mi, yoksa hayatınızı kısıtlayan bir "sosyal kaygı" mı?
Toplumda bu iki kavram genellikle birbirine karıştırılır ve sosyal kaygı yaşayan pek çok kişi, "Ben sadece biraz utangacım" diyerek yıllarca bu ağır yükü tek başına taşımaya çalışır. Gelin, bu iki durum arasındaki o ince ama hayatımızı derinden etkileyen çizgiye yakından bakalım.
Çekingenlik: Isınmak İçin Biraz Zamana İhtiyaç Duymak
Çekingenlik, bir hastalık veya düzeltilmesi gereken bir kusur değil; tamamen doğal bir kişilik özelliğidir. Çekingen bir insan, yeni ortamlara girdiğinde veya yabancılarla tanıştığında başlangıçta bir miktar rahatsızlık hissedebilir, yanakları kızarabilir veya sessiz kalmayı tercih edebilir.
Ancak çekingenliğin en temel özelliği geçici olmasıdır. Ortama biraz alıştıktan, etrafı gözlemledikten ve kendini güvende hissettikten sonra o görünmez buzlar erir. Çekingen biri, sırf utanıyor diye sevdiği bir arkadaşının doğum günü partisine gitmekten vazgeçmez veya iş yerinde yapması gereken bir sunumu iptal etmez. Sadece o eylemi gerçekleştirirken biraz daha fazla efor sarf eder.
Sosyal Kaygı: Başkalarının Gözündeki O Ağır Yargıç
Sosyal kaygı (veya sosyal anksiyete) ise çekingenliğin çok daha ötesinde, adeta etrafınıza örülmüş görünmez bir duvardır. Temelinde "Başkaları benim hakkımda ne düşünecek?", "Kesin rezil olacağım", "Hata yaparsam herkes beni eleştirecek" gibi çok yoğun ve yorucu bir yargılanma korkusu yatar.
Sosyal kaygı yaşayan bir kişi için olay anındaki stres yeterince zorlayıcıyken, asıl yorucu olan "beklenti anksiyetesi"dir. Yani, haftaya yapılacak bir toplantının veya gidilecek bir yemeğin stresi günler, hatta haftalar öncesinden başlar. Zihin sürekli felaket senaryoları yazar. Ve olay bittikten sonra da zihin susmaz; "Keşke öyle demeseydim", "Kesin bana güldüler" diyerek geçmişi defalarca kez yargılar.
Aradaki İnce Çizgi Nerede Başlıyor? (Kaçınma Davranışı)
Bu iki durumu birbirinden ayıran en net çizgi "kaçınma" davranışıdır. Çekingen biri korksa da o sahneye çıkar, o kalabalığa girer. Sosyal kaygı ise sizi o sahneden tamamen uzaklaştırır.
Eğer sırf insanların ne düşüneceğinden veya yanlış bir şey yapmaktan korktuğunuz için;
- Çok yetenekli olmanıza rağmen iş/okul fırsatlarını geri çeviriyorsanız,
- Sırf telefonla konuşmamak için sipariş vermekten veya randevu almaktan vazgeçiyorsanız,
- Yeni insanlarla tanışma fikri sizi günlerce uykusuz bırakıyorsa ve sürekli planları iptal etmek için bahaneler üretiyorsanız,
İşte orada çekingenlik bitmiş ve sosyal kaygı hayatınızın direksiyonuna geçmiş demektir.
Bu Görünmez Duvarı Yıkmak Mümkün
Sosyal kaygı, "Ben böyleyim, değişemem" diyerek kabullenilmesi gereken bir kader değildir. Bilişsel ve davranışsal odaklı psikolojik destek süreçleriyle, zihninizin size oynadığı o "herkes seni yargılıyor" oyununu fark etmek ve bu düşünce kalıplarını esnetmek son derece mümkündür. Amacımız sizi bir anda en dışa dönük insana dönüştürmek değil; sosyal ortamlarda kendi otantik benliğinizle, yargılanma korkusu olmadan, özgürce var olabilmenizi sağlamaktır.
Eğer başkalarının bakışlarının üzerinizde bıraktığı o ağır yükten yorulduysanız ve kendi hayatınızın başrolünü sosyal kaygıdan geri almak istiyorsanız, bu süreçte size eşlik etmeye hazırım. Fiziksel olarak Bursa Mudanya'da bulunsam da, Türkiye'nin neresinde olursanız olun online terapinin sunduğu güvenli alanla kendi evinizin konforundan bana ulaşabilirsiniz. Sosyal dünyayla aranızdaki o görünmez duvarı birlikte kaldırmak için dilediğiniz zaman iletişime geçebilirsiniz.