Neden Hep “Yarın Başlarım” Diyoruz? Ertelemenin Aslında Tembellikle İlgisi Yok

Neden Hep “Yarın Başlarım” Diyoruz? Ertelemenin Aslında Tembellikle İlgisi Yok

Akşam olunca kendinize söz veriyorsunuz: “Yarın sabah ilk iş şunu halledeceğim.” Sabah oluyor, bir bakıyorsunuz telefon elinizde, çay üçüncü kez demlenmiş, yapılacak iş hâlâ aynı yerde duruyor. Sonra da o tanıdık ses başlıyor: “Neden ben böyleyim?” Genellikle cevabım hayal kırıklığı yaratacak kadar basit: Siz tembel değilsiniz.

Ertleme Zaman Sorunu Değil, Duygu Sorunu

Psikoloji literatüründe son yıllarda öne çıkan görüş şu: erteleme bir zaman yönetimi problemi değil, bir duygu yönetimi problemi. Yani aslında işi değil, o iş yüzünden hissedeceğiniz şeyi erteliyorsunuz.

Mesela o raporu açmaktan kaçınmanızın sebebi rapor olmayabilir. Belki “Yetersiz kalırsam?” korkusudur. Belki “Beğenilmezse?” kaygısı. Belki de sadece o işin getirdiği o ağır, sıkıcı his.

Beyniniz bu rahatsızlığı fark ettiği an alarm verir ve size hızlı bir çıkış yolu sunar: telefonu eline al, bir şeyler izle, başka bir işle ilgilen. Rahatlıyorsunuz. İşte tuzak da burada. Beyin bu rahatlamayı “işe yaradı” diye kaydeder ve bir dahaki sefere aynı yolu daha hızlı seçer. Erteleme böylece bir alışkanlığa, sonra bir döngüye dönüşür.

"Ya Yeterince İyi Olmazsa" Sendromu

Ertelemenin en sinsi kaynaklarından biri mükemmeliyetçilik. Mantığı şöyle işliyor: “Eğer en iyisini yapamayacaksam, hiç başlamayayım.” Başlamadığınız sürece başarısız da olmazsınız. Ama bunun faturası var: biriken iş, artan baskı ve her geçen gün büyüyen suçluluk. Mükemmeliyetçilik size “yüksek standartlarım var” diye iyi bir şey gibi görünür ama çoğu zaman yaptığı şey sizi harekete geçirmek değil, felç etmektir.

Görünmeyen Bedel

Ertelenen işler yalnızca masada birikmez, zihinde de yer kaplar. Sürekli “yapmam gereken bir şey var” hissiyle yaşamak:

- Gerginliği ve kaygıyı besler

- Uykunuzu bölebilir

- Keyif aldığınız şeylerden bile tam keyif almanızı engeller

- Zamanla kendinize olan güveninizi aşındırır

En ağırı da şu: her ertelemeden sonra gelen “yine yapamadım” düşüncesi, kendinize bakışınızı olumsuz etkiler. Kendinizi ne kadar kötü hissederseniz, kaçmak o kadar cazip hâle gelir. Döngü kendini besler.

Peki Ne Yapabiliriz?

İyi haber şu: bu döngüyü kırmak için büyük bir irade gösterisine ihtiyacınız yok. Tam tersine, küçük adımlar çok daha işe yarıyor.

İşi komik derecede küçültün. “Tezi yazacağım” yerine “sadece bir cümle yazacağım.” Zor olan başlamak, devamı genellikle kendiliğinden geliyor.

İki dakika deneyin. Kendinize “sadece iki dakika” deyin. Çoğu zaman o iki dakika uzar. Uzamazsa da olsun, başlamış oldunuz.

Kendinize biraz yumuşak davranın. Bu en çok direnç gördüğüm öneri ama araştırmalar net: kendini sert eleştirenler daha çok erteliyor, kendine anlayış gösterenler daha çabuk toparlanıyor. “Beni zorlayan bir şey var, ne olduğuna bakayım” demek, kendinizi suçlamaktan çok daha verimli.

O anki duyguyu adlandırın. Telefona uzandığınız anda durup sorun: “Şu an tam olarak ne hissediyorum?” Kaygı mı, sıkıntı mı, korku mu? Duyguya isim vermek, onun üzerinizdeki gücünü azaltır.

Başlamayı kolaylaştırın. Dosyayı önceden açık bırakın, telefonu başka odaya koyun. Sürtünmeyi azalttıkça başlamak kolaylaşır.

Ne Zaman Bir Uzmana Danışmalı?

Herkes zaman zaman erteler, bu çok insani. Ama erteleme işinizi, ilişkilerinizi veya ruh halinizi ciddi biçimde etkiliyorsa, altında başka bir şey yatıyor olabilir: kaygı, depresyon, dikkat güçlüğü ya da “yeterince iyi değilim” şeklinde derin bir inanç. Bu durumda tek başına didinmek yerine bir uzmanla birlikte bakmak hem daha kısa hem daha az yorucu bir yol.

Son Olarak

Erteleme çoğu zaman bir karakter zayıflığı değil, zor bir duyguyla başa çıkmaya çalışan zihninizin bulduğu bir yöntem. Onu anladığınızda kendinizle savaşmayı bırakıp gerçekten işe yarayan şeylere enerji ayırabilirsiniz. Ve bugün atacağınız küçücük bir adım, “yarın başlarım”ın yerini almaya yetebilir.

Psikolog Berke Kurucu